Esra Ural: Beni Esra Erol diye anons ettiler çok güldüm

Rio’da düzenlenecek 2016 Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye’yi temsil edecek A Milli Kadın Basketbol Takımı oyuncularından Esra Ural, Türkiye Basketbol Federasyonu’nun resmi internet sitesine konuştu.

12 günlük Slovenya kampını tamamlayan ve önceki gece yurda dönen milli takımın 25 yaşındaki yıldızı, kendisine kaptan Nevriye Yılmaz’ı örnek aldığını söyledi.

2016 Rio Olimpiyatları için çok çalıştıklarının altını çizen Esra Ural, "Tam anlamıyla konsantre olup, bu çalışmalarımızı sahaya yansıttığımız zaman her şeyi başaracağımıza inanıyorum. Türk'ün isteyip de başaramayacağı bir şey yoktur." dedi.

Esra Ural’ın röportajının tamamı şöyle:

Senin doğum yerin Mersin’den 9 yılının geçtiği Kayseri’ye uzanan ilginç bir sporculuk hikâyen var. Her şey nasıl başladı?
-İlkokulda başarılı bir öğrenciydim. Dersler dışında spora ya da basketbola hiçbir ilgim yoktu. Eğitimime daha çok ağırlık veriyordum. Ama boyum ilkokul yıllarımda bile dikkat çekiyordu. Ortaokula geçtiğimde beden eğitimi öğretmenim Aykut Bodur benden basketbol oynamamı istedi. Ben o zamanki düşüncemden dolayı basketbolun beni derslerimden uzaklaştıracağına inanıyordum. Zaten genellikle toplum olarak bu düşünce tarzı bize hâkimdir ya: "Sporla uğraşan derslerinden uza kalır" diye... İlk zamanlarda aynen ben de öyle düşündüm. Aradan bir süre geçti. 8. sınıfa geçtiğimde ailemin de desteği ve ısrarıyla, sadece şehir içindeki maçlarda, turnuvalarda oynamam şartıyla basketbola başladım. O sırada TED Mersin Koleji Antrenörü Gülşah Özgül beni burslu olarak okuluna almak istedi. Ben de hem eğitimime devam etmek, hem de basketbol oynamak için bu teklifi kabul ettim. Gülşah Hoca bir gün Basketbol Federasyonu’ndaki yetkilileri aramış, "Benim elimde bu boyda, bu yaşta bir kız var, gelip bir görün" demiş. Milli takım için beni çağırdılar. Yani basketbola tam olarak bu şekilde ilk adımlarımı attım. Daha sonra ise Kayseri’de basketbolla ilgili bir oluşum başlatılıyordu. Davut Güngör ve Ayhan Avcı beni de bu oluşumun içine katmak istediler ve Kayseri'ye transfer ettiler. Ben de bu şekilde yarı Kayserili oldum diyebilirim.

Ailede başka uzun boylu kimse var mı? Yoksa sizin oralar sulak topraklar mı?
-Ailemde benden başka herkes normal boyda diyebilirim. Annem 163 cm, babam ise 178 cm. Sadece annemin dedesi 180 cm imiş. Sebebi sulak topraklar mı bilemem, ama bazen beni leyleklerin getirmiş olabileceğini de düşünmüyor değilim hani.

Uzun yıllar Kayseri’de forma giydin. Zor olmadı mı Fenerbahçe’ye gitmek? Bu kararı nasıl verdin?
-Uzun yıllar formasını taşıdığım Kayseri’den ayrılmak benim için elbette kolay olmadı. Lise ve üniversiteyi Kayseri'de okudum. Sosyal çevremin büyük bir çoğunluğu burada. Fenerbahçe'den teklif gelmesi beni heyecanlandırdı. Ailem bu konuda artık benim yeni bir ortamda bulunmamın iyi olacağına inandıklarını belirtti. Ben de yeni tecrübeler edinmenin zamanının geldiğine karar verdim. Bu yüzden Fenerbahçe’nin benim için çok doğru bir tercih olduğunu düşündüm ve anlaştık.

1.98 metre boyun var. Genelde bu kadar uzun olanlarla özellikle okulda gırgır falan geçerler. Senin boyunla da geçtiler mi?
-Diğerlerinden uzun olduğum için, benim sınıfta kaldığımı düşünürlerdi. Bu şekilde dalga geçerlerdi. Onların böyle düşünmesi de beni çok üzerdi. İnsanlar boyuma o kadar çok takılmıştı ki bunun için doktora bile gittim ve "Ben neden bu kadar uzuyorum?" dedim. Uzun bir süre tedavi gördüm. Günde 3 iğne vurulduğum oldu. Çeşitli ilaçlar da kullanmam gerekti. Bu durdurulmuş halim diyebilirim.

Bu boyla hiç smaç bastın mı ya da basmaya yeltendin mi? Örneğin bir dönem Galatasaray forması da giyen Sylvia Fowles basardı.
-Yapar mıyım, yapamaz mıyım gizemi kaçmasın diye hiç denemedim.

Bu kadar uzun boyla kıyafet alırken zorluk çekmiyor musun? Örneğin Tuğçe bazı ayakkabılarını internet sitesinden sipariş veriyormuş.
-Bizim ülkede büyük beden anlayışı genel olarak "kilo" bazında. Kıyafetleri boydan büyütme düşüncesi yok. Bu yüzden evet kendime uygun kıyafetleri bulmakta zorlanıyorum. Uzun kollu kazakları ben t-shirt olarak giyiyorum. Mesela hiç topuklu ayakkabım olamadı. Yani çok zorlandığım doğrudur.

"NEVRİYE ABLA'YI KENDİME ÖRNEK ALIYORUM"

Kendine örnek aldığın, "Ben de onun gibi olacağım." dediğin bir basketbolcu var mı?
-Nevriye Abla benim kendime örnek aldığım basketbolcudur. Gerek sporcu disiplini, gerekse saha içindeki performansı ve liderliğiyle sadece kendi pozisyonu için değil, herkes için güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum. Türk basketbolu için de tartışmasız çok büyük bir değer.

Peki Nevriye bırakınca onun yerini doldururum diyor musun?
-Nevriye Abla gibi özel bir basketbolcunun yerini hiç kimsenin doldurabileceğini düşünmüyorum. Onun basketbolumuza verdiği emek ve kattığı değer yeri doldurulamayacak kadar çok fazla. Yerini doldururum demek, doldurmaya çalışmak bence çok saçma.

2015-2016 sezonunda acayip bir rekorun var. Ne olduğunu biliyor musun?
-Şu an aklıma gelmedi.

51 maçta sadece 5 kez 3’lük atışı denemiş ama hepsinde başarısız olmuşsun.
-Aslında ben idmanlarda üçlük atıyorum. Elime gelen ilk top hariç, Ayhan Abi de maçlarda yeri gelince üçlük kullanmamı söylemiştir hep. Hatta kendisi etkili oynadığım maçlarda beni ödüllendirmek için buna özel set bile çizmiştir. Ama boyalı alan ağırlıklı oynadığım için ilginç bir rekor olmuş.

3’lüğü bir tane de ben deneyeyim diye mi atıyorsun, ya da top son anda senin elinde mi patlıyor?
-"Bir tane de ben deneyeyim." diye hiç üçlük atmadım. Zaten bu düşünce bana saçma geliyor. O an takımım için hangisinin daha iyi olduğunu hissedersem ya da benden nasıl oynamam bekleniyorsa öyle oynarım. Ama bazen kendimi iyi hissettiğim zamanlar üçlük kullandığım da oldu.

Peki en son 3’lük deneyip attığın maçı hatırlıyor musun?
-Hayır hatırlayamadım.

2014-2015 sezonu. 6’da 1 atmışsın.
-Olabilir.

"REKOR OLMAZSA DA İLKLER HER ZAMAN ÖNEMLİDİR"

Peki, şu an aklına gelen olumlu anlamda bir rekorun var mı? Örneğin çok ribaunt almak ya da çok sayı atmak gibi.
-Galiba 2010-2011 sezonuydu. O hafta Botaş deplasmanımız vardı. Bizim için çok önemli bir maçtı ve Lara sakatlanmıştı. Botaş’ta o zamanlar Courtney Paris vardı. Paris’e karşı 18 sayı, 12 ribauntla oynamış ve TKBL’de resmi bir maçta kariyerimdeki ilk double-double'ı yapmıştım. Rekor olmazsa da ilkler her zaman önemlidir. Özellikle ligimizde ve WNBA'de ribaunt lideri seçilen bir oyuncuya karşı olunca. Bunu hiç unutamam.

Seni kime sorsam "En iyi arkadaşım. En iyi onunla anlaşıyorum." diyor. Şeytan tüyü mü var sende?
-Böyle bir soru beni çok mutlu etti. Buna ne denir gerçekten bilmiyorum. Ama bunun için de özel bir şey yapmıyorum. Galiba o kadar büyük bir kalbim var ki; içinde herkese yer var yani.

Peki, sen gerek Kayseri, gerekse de milli takımda en iyi kiminle anlaşıyorsun?
-Herkesle iyi anlaşırım. Bir seçim yapmam gerekirse milli takımda zaten oda arkadaşım olan Tuğçe ile Kayseri’de de ev arkadaşım Sinem ile iyi anlaşırdım.

Saf biri misin, yoksa bu görüntünün altında hınzır, asi bir kişilik mi yatıyor?
-İlginç bir soru ama genellikle çok doğal ve saf olduğumu söylerler. Ben de bu yüzden böyle olduğumu düşünüyorum. Ama sinsilik, hınzırlık, asilik gibi şeylerin genlerimde olmadığına eminim. Ama içten içe pozitif anlamda bir hırsım da vardır.

Bunca yıl Kayseri’de kaldın. En iyi yapmayı öğrendiğin Kayseri yemeği hangisi?
-Yağlama.

Kayseri’de en çok nereye giderdin? Örneğin Lara hiç Starbucsk’tan çıkmazmış.


Kayseri’nin mantısı mı? Pastırması mı? Sucuğu mu desem? Hangisini seçersin?
-Hiç birini seçmem, yağlamayı seçerim.

En çok parayı nereye harcarsın? Yemeğe mi, giyime mi, kozmetiğe mi? Ya da başka bir şeye mi?
-Kesinlikle yemeğe.

Araban var mı? Varsa markasını merak ettim?
-Var, markası Hyundai.

"KAYSERİ’DEKİ TARAFTARLAR BENİM AİLEM GİBİYDİ"

Geriye dönüp baktığında Kayseri’deki 9 senende keşke şunu da yapsaydım da öyle ayrılsaydım dediğin bir şey var mı?
-Olmaz mı? Kayseri’deki taraftarlar benim ailem gibiydi. 9 yıl boyunca bana verdikleri destek için onlara çok minnettarım. Keşke onlara bir kupa hediye edebilseydim. 3 yıl önce son saniyelerde elimizden kaçırdığımız Kadınlar Euro Cup kupası hâlâ içimde bir ukdedir.

Bana başından geçen ilginç bir anıyı anlatır mısın?
-Kayseri'ye geldiğim ilk yıl ilk defa kadroya girmiştim. Euro Cup maçıydı hiç unutmuyorum. O zamanlar eski salondaydık ve salon tamamen doluydu. Benimse heyecandan bacaklarım titriyordu. Seremoni başladı ve sıra bana geldi. Sahaya çıkmak için hareketlendiğim anda yanımdaki takım arkadaşım Jackie Moore bana sıçrayıp omuz attı. O an ben hiç beklemiyordum öyle bir hareketi. Önceden bana dediyse bile heyecandan anlamamışımdır. Zaten heyecanlıyım bir de o beklemediğim çarpma sayesinde yere düştüm. O an çok utanmıştım. Davut Abi ve Ayhan Abi'nin bakışları ve şaşkınlıkları hâlâ aklımda. Şimdi ise her hatırladığımda gülüyorum.

Bir TV binasına gittin, eline bir yazı verdiler "Spikerimiz aniden hastalandı, şunu okur musun?" dediler. Ne yaparsın, heyecanlanır mısın?
-Heyecanlansam da yardımcı olmaya çalışırım herhalde. Ama becerebileceğimden emin değilim.

İnternette biraz araştırma yaptım senin ismini televizyoncu Esra Erol ile de karıştıran var. Hiç oldu mu böyle bir şey?
-Bir defasında Adana’da bir maçta beni Esra Erol diye anons ettiler, sahaya gülerek çıkmıştım.

Türkiye’de kadın basketbolunda uzun oyuncu nadiren yetişiyor. Şöyle bir baktığımızda Nevriye bıraktıktan sonra sen ve Tilbe varsınız? Ne olacak bu işin sonu?
-Evet, nadiren yetişmesi üzücü ama bence bu konuya da gereken önem verilmiyor. Herkes bardağın hangi tarafını görmek isterse oraya bakıyor. Bizim Türkiye Ligi’mizde, Türk oyuncular olarak yeterli süre alamıyoruz. Maçlarda oynamayarak bir oyuncunun sadece antrenmanlarında basketbolunu geliştirmesi de bir yere kadar olmaz mı? Devşirmelere baktığımızda neredeyse bütün devşirme oyuncular da uzun pozisyonunda. Uzun-kısa ayrımı yapmadan Türk oyuncular olarak işimizin gerçekten çok zor olduğunu düşünüyorum. Ama tabii ki bizler de bunu kabullenip kabuğumuza çekilmiyoruz. Daha çok çalışıp, daha çok ilerlemek için çabalıyoruz. İşin sonunu tam olarak kestiremesem de alttan gelen İlayda Güner'i çok beğendiğimi ve takip ettiğimi söylemek istiyorum. İnşallah iyi yerlere gelir.

Milli takımımızın Rio şansı için ne diyeceksin?
-Gerçekten çok çalıştık ve çalışıyoruz. Tam anlamıyla konsantre olup, bu çalışmalarımızı sahaya yansıttığımız zaman her şeyi başaracağımıza inanıyorum. Türk'ün isteyip de başaramayacağı bir şey yoktur. Ben orada olsam da olmasam da takımımın en iyisini yapacağından ve en iyi sonuçla döneceğinden eminim.
Cihan

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir